Defolu Çıkan Hayat ve İyi Yürekli Çocukların Serencamı

Yılmaz Odabaşı

15 Ağustos 1962 -
  • 490 okuma
  • 4 sene önce
  • Yorum Yok
0 ● 5 0 Oy

I
Uzun boylu ağrılara atıldım.
Sokaklarda hırçın rüzgârlara katıldım.
İyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte:
“Dünyanın şavkı kendine,
efkârı bize mi? ” demekte;
kimileri taburlara, koğuşlara gitmekte,
kimileri sidikli döşeklerde upuzun uykulara
düşmekteydiler.
Uzaklarda yaşlı çam ağaçları sessizce
çürümekteydiler…

İyi yürekli çocuklar,
günlerin rahmine yaslarken düşlerini,
bazen apansız ölmekte,
ölmekteydiler…

Ama şalvarları gül desenli Döne’ler,
yeniden dillenip döllenmekte,
doğrulup yeniden dillenmekte
ve sokakların, a(damların) ,
kedilerin üstünden rüzgârlar esmekteydiler..

II
(Gecede bir fahişenin koynunda uzun donlu, Nizipli bir tüccar üşümekte;
kaçak elektrik kullanılan evlerde sümüklü oğlanlar “büsüvi”(!) istemekte ve
sımsıcak somunları kavrayan yaslı eller, balta girmemiş hayatın ortasından
korkak ve küstah bir tevazuyla yürümekteydiler… İyi yürekli çocuklar düzine-
ler halinde feleğe küfrederek geçmekteydiler; sonra gecede mart kedileri, ay
ışığı ve iniltiler…Hep aynı nakaratta köhne bir hayat…)

Sonra bildik törenler, kanıksanmış itaatler
ve her aşkın künyesine bir gün dökülen küller…

Sonrası pazaryerleri: Patates, pırasa vs.
Taksitler ödenip senetler alınacak bu ay da…
Bu ay da sürüm sürüm
turplara sıkılan limon damlaları gibi duraklarda.

Defolu çıkmış hayat
kimin umurunda!

III
Kimin umurunda
yeni donlar giyen eski kadınlar
ve bilumum “öteki”ler.
Dolup boşalan kültablaları,
bozuk sifonlar, şerefsiz adisyonlar
ve yamalı bohçalar gibi uzayan yollar.

Kimin umurunda buharlaşmış oğullarını arayan anaların acısı
ve yaşlı bir kemancının eskimiş papyonundaki keder…

/Sürerken ıssızlığın ödül töreni,
sen topla dur topla dur dağılan sevinçleri…/

IV
“-Vay anasını bu maçı da alamadık abiler;
ipne hakemler bizi yine mağlup ettiler! ”

İyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte,
en pahalı düşleri dolara endeksleyip
en ucuz pazarlara sürmekteydiler.
Sonrası aşkın
ve şarabın şanına düşen gölgeler.

Gölgeler…
Kimin umurunda?
Yoruldu yorgunluk da;
aşk bir yana, düş bir yana!

Paranın sultası düştükçe,
düştükçe aşka,
ışığa ve şarkıya,
her şey hızla ayrışmakta.
Üstelik gün ortası, ışıkta!

Her şey pazar ve karmaşa…

/Sürerken ıssızlığın ödül töreni,
sen topla dur topla dur kirletilmiş düşleri…/

V
İyi yürekli çocuklar, o aşınmış saçaklarda, yollarda
ısrarla yanlış atlara binip,
ısrarla düşmekteydiler…

“-Yok yoluna geçti geçen günler
..k yoluna kaldı kalan günler geride!
Bu yüzden aşk dediğiniz nedir ki be abiler?
Camları buğulu bir genelev odasında
vizite fiyatına…”

Solarken
gecekonduların dar pencerelerinde bal gözlü kızlar…

VI
Sürerdi…
Yine sürerdi mırıltılar ve homurtularla hayat.
“Bu maçı da alamazken abiler”:
iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte,
büyüdükçe kirlenmekte,
kirlendikçe ölmekte,
öldükçe bilmekte,
bildikçe acımakta,
acıdıkça görmekteydiler
ki her fırtınadan ve anıdan geride
herkes figüran
yaşamın sahnesinde…

VII
Sahnesinde yaşamın,
kentlerin kaldırımlarında upuzun dilenciler.
Minibüslerde ter ve çürük sperm kokusu.
Sahnesinde, aşklarla rus ruleti
ve tel kaçıran çorapların kederi(!)

Sahnesinde,
brüt bir yaşam,
net bir ölüm,
bırak rezil gündüzleri
geceye yaslan gülüm…

VIII
İyi yürekli çocuklar o mahallelerden
düzineler halinde geçmekteydiler…
Uzak ormanlarda yalnız meşeler sessizce
büyümekteydiler…

-İşte bu vuruşlar sürdükçe,
maç mı alınır ulan sayın abiler?
İpne hakemler bu sezon da bizi mağlup ettiler!

Aşkta,
düşte,
işte
birer
birer
inerken
beyaz
bayrakları:

/B i z i m ç o c u k l a r
b ü t ü n m a ç l a r d a y e n i l d i l e r…/

Yılmaz Odabaşı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir