Elde Var Sıfır

Haydar Ergülen

14 Ekim 1956 -
  • 448 okuma
  • 3 sene önce
  • Yorum Yok
0 ● 5 0 Oy

22 yıl reklam yazarı olarak çalıştım, bir yıl üniversitede araştırma görevlisi olarak bulundum, bir-iki başka işle birlikte, toplam 27-28 yıllık bir çalışma hayatım oldu. Son bir yıldır da ‘evdeki adam’ durumunda oturuyorum, Türkçesi işsizliğe çalışıyorum. Doğru bir Türkçe oldu mu emin değilim ama, işsizliğin Türkçesi böyle cümleler kurduruyor insana.
Ordan burdan, hayattan, insanlardan, anılardan, şiirden, memleket ahvalinden dem vurarak bu köşeyi doldurmaya çalışıyorum. Bu her günü birbirinin tıpatıp aynı işsizlik zamanlarının ‘keyfi’ sürerken, bunu daha ne kadar yapabilirim bilmiyorum. Başta üstadımız İlhan Berk olmak üzere pek çok şair ve yazar, yazının bir cehennem olduğunu belirtir, fakat bir yandan da bundan aldıkları keyfi saklamazlar.
Doğrusu ben de geçen yıla kadar bu cehennemdeki ateşin kelimeleri ısıttığını düşünüyordum. Ne var ki son aylarda cehennemin de soğuduğunu, yazıyı ve hayatı yeterince ısıtamadığını fark ediyorum. Evsizlerin soğuk kış günlerinde hapisaneyi özlemesi gibi, ben de işsiz bir yazıcı olarak yazının o cehennem ateşini özlüyorum.
Biraz yüzümün yumuşaklığından, biraz da hayli makul olan ihtiyaçlarımı karşılamanın ötesinde paraya gereksinim duymayışımdan, fazla para kazanamadım. ‘Memur’ ruhlu oluşumdan ötürü de çok çalıştım, ama bunun maddi karşılığını pek umursamadım. Galiba biraz da ‘Yetinmek sevindirir’ şiarıyla yetindim. Bundan pek şikâyetim yok. ‘Hakkı yenmiş’lik duygusu bana hep uzak oldu, öyle bir kıskançlığım da olmadı. Sonunda da, çalıştığım ajans geçen eylülde kapandığında, bir anlamda başa dönmüş oldum, yani ‘elde var sıfır’ gerçeğiyle yüz yüze kaldım: “Gerçek olan tek şey gerçek/ para eden tek şey para”ymış meğer! Parayı fazla sevmedim, nasıl kullanıldığını da pek bilemedim, fakat ne gam, çalışıyordum, kazanıyordum, bu yeterliydi. Belki de artık biraz yazarak kazanabilirdim, öyle bir imkân doğmuştu işte. Bir yıl önce doğan bu imkân artık batmaya başladı. Bildiğim en iyi iş olan yazıdan biraz para kazanma hayallerim suya düştü. Yazı ve para. Bu iki sözcük şu kısacık cümlede bile yan yana gelmiş olmaktan ne kadar rahatsız, farkında mısınız? Bilmiyor muydun diyebilirsiniz pek haklı olarak, biliyordum da, durumun bu kadar vahim olduğunu anlamam için işsiz kalmam gerekiyormuş.
Bu yazıyı ‘hal-i pür melal’ diye de okuyabilirsiniz, bir yazıcının dertleşmesi diye de. Belki para ve terbiye ilişkisine bakılabilir bu noktada. Dedim ya, parayı fazla sevmedim ama, onunla şımarıp terbiyesizlik de etmedim. Belirli bir saygı çerçevesinde süren ‘zorunlu’ ilişkiler vardır, birbirlerinin sınırlarını zorlamadan, edep ve terbiye dairesinde kalarak sürüp giden ilişkilerdir bunlar. Parayla böyle bir ilişkim oldu, o da, iş bitince, haklı olarak aynı edep ve terbiye dairesinde beni terk etti.
Orta yaş aşkları vardır, 20-25 yıl önceki sevgilinizle yeniden karşılaşırsınız, eski zamanları hatırlarsınız, belki de orta yaş ‘cehennem’iyle içinizde bir heves uyanır, eksik mi kalmıştır, kötü mü yaşanmıştır, her ne halse artık, bir daha denemeye kalkışırsınız. Çoğu kere bir hayal kırıklığıyla sonuçlanır bu, onu yeniden kazanmanın imkânsızlığı bir yana, sonsuza dek yitirirsiniz. Benim de son bir yıldır yazıyla ve onun parayla ilişkisinde yaşadığım buna benzer bir durum.
Yazı mı tura mı der gibi, yazı mı para mı ikilemine düşeli beri pek keyfim yok. Ne yazı tek başına yetiyor ne de para gelip yazıyı buluyor. Ekmek bedava değil ama, yazı bedava işte, hürriyet gibi. Kayıtsız şartsız hürsünüz. O zaman böyle yazıları kaleme almak da hürriyetin bir ifadesi oluyor. Bu kadar hürriyet de işsiz birine doğrusu biraz fazla geliyor.
Hani bir uyarayım dedim, bu özgürlük ortamında günler geçmiyor!

Haydar Ergülen

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir