Neyzen Tevfik şiirleriNeyzen Tevfik şiirleri

1 Hak Olur Pir-i Mungan, Sohbet-i Hemdem De Geçer şiiri 524 kez okundu0

Izdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer,
Ömr-i fani gibidir; gün de geçer, dem de geçer,
Ram karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer,
Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer,
Gece gündüz yok olur an-ı dem adem de geçer.

Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi,
Çağlıyan göz yaşı mı, yoksa ki hicran seli mi?
İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi?
Çevrilir dest-i kaderle bu şu’unun filimi,
Ney susar, mey dökülür, gulgule-i Cem de geçer.

İbret aldın okudunsa şu yaman dünyadan,
Nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan,
Niyyet-i hilkatı bu aşk-ı cihan aradan,
Önü yokdan, sonu yokdan bu kuru da’vadadan,
Utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer.

Ne şeriat, ne tariykat, ne hakiykat, ne türe,
Süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre,
Cahilin korku kokan defterini Tanrı düre!
Ma’rifet mahkemesinde verilen hükme göre,
Cennet iflas eder, efsane-i Adem de geçer.

Serseri Neyzen’in aşkınla kulak ver sözüne,
Girmemiştir bu avalim, bu bedyi’ gözüne.
Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne.
Pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne,
Hak olur pir-i mungan, sohbet-i hemdem de geçer…

Neyzen Tevfik

2 Şahane Cehalet şiiri 517 kez okundu0

Evet! …….şu dünya dersi’ni verdi,
Yeter artar bu hikmet; ihtiyara, kâhile, gence.
Kabul etti bunun tatbikini alkışla yardaklar,
Maarif zindanında ilme, tarihî bu işkence!

Huzurunda bu zatın intihar eylerdi Cebrail,
Bilinseydi ezelde hilkatin bu sırrı evvelce;
Yıkardı arşı, kürsiyi, eğer çıksaydı bu dâhi
Bu şahane cehalet uğratırdı Tanrı’yı felce!

Bakırköy Tımarhanesi

Neyzen Tevfik

3 Vaiz şiiri 677 kez okundu0

Bıyık kesik, iki canipten.uçları sarkık,
Yanaklar etlice, solgun, dudak kaim ve çıkık.

Ağızda öfke köpürmüş, bir ihtiras iie şiş,
Açılmadan da kokar ya, içinde birkaç diş.

Sakal şakakların altından uçları sivri,
İner ta göğse kadar, bu şiar-ı din eseri.

Baş usturayla kazınmış, keleş, benekli, siyah,
Yazılmış enseye katmerli fi amânillâh!

Bu ense hayli kalındır o boş olan kafadan,
İçinde beynini bilmem, öter durur tan tan!

Kaş enli hem de mukavves fakat biraz kısaca,
Sırayla gözlere geldik ki işte burda hoca.

Gözün çukurları gayet derin, kapak buruşuk,
Nazarlarında soğukluk yılan, fakat uyuşuk.

Dökülmüş ağlamadan va’z-ı dinle kirpikler,
Bir eski kavgaya şahit burunda kertikler.

Göbek fıkıh He taşmış, mesâil-i necsi
O rütbe haile koyulmuş ki bok kokar nefesi!

Geniş bir eifiye ta midenin hizasında,
Huruf-ı çerle çekilmiş ki maadasında

Kalan divitle düğümlü bir ince yünlü kuşak,
Kulakları küçücüktür aşağısı…le taşak

Bu cüssenin tepesinde duran sarıklı şu fes,
Genişçe kollu şu cübbe, ayakta kundura, mes.

Gururu, cehl-i muannitle eylemiş iksâ,
Eder bu kütle derunundan ilmini ifşa.

Durun biraz çıkıyor işte kürsi-i dine,
Na başladı alır almaz zenıânı tel’ine.

Bir iştiyak ile açtı şerait-i gusli,
Diyor ki gusl için emr-i taharetin temeli.

“Şu hanginiz içinizden bulundu bir dağda,
Bayırda, tarlada, köyde, ahırda ya bağda,

Önünde merkebi gördün nefis gabardı niden?
Olur ya şeytana uymak o, merkebe bi giden.

Evet, giden, giden amma zinayı şimdi bırak,
Gusüldü mesele çünkü gulak ve sen bana bak

Oğul gusül, sana lazım, eşek sabi gibidir.
Soyun hemen oracıkta usulcak ırmağa gir!

Zina için de cehendem, sen ağla, sızla, döğün,
Şeriatın bu hüküm: El hımaru ma’sûmün! “

Vaaz bitince duaya şu tavr ile başlar,
Alışkın idmana, suni gözündeki yaşlar:

“Cenab-ı Hak ulemayı sevindiren kulunu
Cehendemınden esirger, kapar nefis yolunu! ”

Eşek… en biri varmış o gün cemaatte,
Hocayla hüsn-i tesadüf, o bir ziyafette

Buluşmuş, ortaya gelmiş, soğanlı yahni, imam
Kapınca yutmuş uzun bir bez amma yağlı; hocam

Hiç aldırış bile etmeksizin bakar işine.
Börek, muhallebi uygundur; ağzına, dişine.

Meğer eşek…nin parmağındaki dolama
Çözülmüş orda, o bez de nasip imiş imama!

Tıp Fakültesi Hastanesi, Haydarpaşa;
14.02.133

Neyzen Tevfik

4 Hoca şiiri 574 kez okundu0

Değil mi ya bu sütun-ı cehil dinin direği?
Oyuklarındaki baykuş fecia köstebeği,

Verir başında da emvât-ı muzlime telkin,
Mezar-i kahr u elemden haraç alır bu lâin.

Peder açıkta kalır, ya filSne validenin
Niçin muzaf ederek ismini sorar ve derin.

Düşünceler doğuran bu, bu bilmece, bil ki
Saçar bütün safahatiyle aşk-ı müştereki.

Bu râz-ı mübhemi tahlile hâme-i Neyzen,
Çalıştı şöylece Ferda-yı Vahdet izlerken.

Ölen ki mader-i maluma müstenit lâkin
Peder gelince zekâ irkilir, zekâ bu derin.

Karanlığa adım atmak için biraz düşünür;
Olur ya şüphe değil mi? Bu zanla his dövüşür.

Bu perde, perde-i evvel, serâir-i nisvân
Kolayca halledilir sandı birtakım izân.

Muhakkak addedilirse bu felsefe yetişir.
Bu şüphe şeyn-i asaletle gâliben didişir.

Yeter bu iğne tevarüsle müftehir herife,
Muin olur bu şırınga zunûn-ı muhtelife.

Hoca,
Evet, bu şer’-i şerifin yosunlu engereği,
Zulümle, gamla kazılmış mezarların küreği,

Mesabesindeki kanlı diliyle kizb-i sarih,
Döker damarlara kubh-ı nifak eder telkih.

Bunun elinde nikâh, akd ü içtimaiyat,
Vatanda işte bu elde bütün hayat, ü memat.

Bu el, o el ki bütün irtibat-ı nesviyyet
Bununla zar u perişan edilmiş, ulviyet.

Kadınlığın, o zavallı olan samiminde,
Yatar, fakat ne yapar ki girîve-i dinde.

On üç yaşında olan bir kızı nikâh ederek
Alır ve kendisi altmış yaşındadır, bu eşek.

İmam değil mi ya? Bunlar şeriat icabı,
Mahallede ileri kim geğirse ahbabı.

Düğün, filan gibi şeyler o anda tayyolunur,
Mesârifin kapısında zebaniler bulunur.

Vaty: Bu lafz -ı fazahat-şikâf-i istifraş,
Sübut-ı emr-i tahakkuk ve cebr ta be-tıraş.

Tılâ: Mekasıt-ı tahri-i cezbe-i şehvet
Duhul-i gui ile lerziş-i nümâ-yi zevciyet.

Zina: Kebuter-i aşkın kanatlarındaki ruh,
Samiın-i halede bir çift gönül, fakat mecruh.

Zinâta: Zevce olursa livâta-i suğrâ,
Tasarrufunda beis yokmuş olmasaydı eza.

Livâta bahsine ait kurun-ı ülâdan
Bu âna dek yazılan her kitab-ı hazz-efşan,

Yatakların başucunda durur, edille olur,
Fazâyihi iyi tatbik için mecelle olur.

O kız, bu cife-i mat’unenin soluklarını
Yutar, bu cife de yırtar bekâretin zarını.

…er, …er ve doyunca bıkar, boşar yeniden,
İkinci bir kız alır, çünkü bunca hicret eden

Garib ü bîkes ü avare, serseri dolaşan,
Zavallı aileler var, hükümetin bir an

Muhacirini düşünmek için zamanı mı var?
Elinde bunları iskân için mekânı mı var?

Aziz ü müntekimin siz bakin ki hikmetine,
Bütün Emâkin-i mîriyye yandı haşyetine

Aceb birinci, ikinci, beşinci, yirminci,
Hu kızların, bütün ahlak u ruhuna münci

Olan imamla bu kumpanya halkına sorsak,
Desek ki: Şer’-i şerifin evâmiri ile yasak.

Haram olan şu zina-haneler ki şimdi açık,
Bu sâhibat-ı şeref içlerinde kalbi kırık,

Zavallı, barkı dağılmış olanların birine
Sorun, imam eli değmiş mi çile defterine?

Zeker be-dest-i salâbet, vuzuh-ı şer’-i şerif,
Geğirtilerle …er, din yolunda eşşek herif.

Cebindeki mühürün her basıldığı evrak,
Eder o haneyi manen zeval ile ihrak.

Domuz yanında onun bir İmam Birgivi’dir,
Bütün şu âlem-i İslam için bela dividir.

Domuz, yutunca götünden yutar dökülse boku
Günah olur diye toplar, bütün tıkar bucuku.

Tıp Fakültesi Hastanesi, Haydarpaşa
12.01.1337

Neyzen Tevfik

5 Hayat Üç Buçuk İle Dört Arasındadır şiiri 644 kez okundu0

Yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama,
Biraz duraksa..
Neler olup bittiğine anlam verme!
Mutlaka yanlış bir şey oldu..
Düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi,
Ve varlığın ile buluşamadı.
Sorun yok, sadece bekle..
Güneş doğacaktır.
Rüzgar esecek ve yağmur yağacaktır.
Zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur!
İzlemeye devam et..
Şahitlik güzeldir, hem olayın dışındasındır hem de içinde.
Zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur..
“Hayat üçbuçukla dört arasındadır.
Ya üçbuçuk atarsın, ya da dört dörtlük yaşarsın”.

Neyzen Tevfik

6 Hamam Sefası şiiri 638 kez okundu0

Bir gün Neyzen arkadaşı çaycı Hacı ile İbrahim Paşa Hamamına gitmişlerdi. Keyif bu ya, hamamda âlem yapma arzusuna kapıldılar. Yani hamamda rakı içmek, birkaç gün ardı ardına demlenmek istediler. İki dost ufak bir damacanaya o devrin çok meşhur rakılarından olan ve Büyükada’daki manastırda bir papazin çektiği rakıdan- ki o yıllarda buna “papazın düzü” derlerdi- doldurttular. Bardak, kadeh, fincan alma lüzumunu görmediler. Hamam tasları ne güne duruyor? Rakıyı da kurnalardan birine döktüler, başına geçip taslarla içmeye başladılar.

Neyzen çaldı, Hacı okudu. Hacı okudu, Neyzen çaldı. Böylece günü geçirdiler. Rakı tükenince getirttiler. Üçüncü gün peştamalları da attılar. Çırılçıplak, ney çalarak, okuyarak, şiir söyleyerek günü geçirdiler. Hamamın sıcaklığı da onları bol bol terletiyor ve bu yüzden içki tutmuyor, adamakıllı sarhoş olamıyorlardı. Ne yapmalı? Neyzen hemen kararını verdi, sırtına bir peştamal alarak sokağa fırladı. Direkler arasındaki Sokrat eczanesine koşarak büyük bir sise eter aldı. Hamama dönünce eteri, rakıyı kurnaya döker. Başlarlar içmeye.

Taslar çoktan kurnanın dibinde, rakının içinde, kim çıkaracak? Esasen tasa ne hacet var, beygir gibi eğilip içmek dururken, eğilip lakır lakır içerler. Bu cümbüş dört gün sürer. Nasıl oluyorsa, iki kafadar Adem, Havva, Şeytan ve Cennet hakkında bir bahse, bir münakaşaya giriyorlar.

İki çıplak Adem in cennette nasıl gezdiğini, elbisesini, donu olup olmadığını konuşuyorlar. Ve nihayet Adem inde cennette kendileri gibi çıplak yaşadığına hükmediyorlar. Madem ki Adem Babamız çıplak gezerdi, onlar niçin gezmesin? “Gezerim, gezemezsin” derken Neyzen fırlayarak “Ben gezerim, iste Şehzadebaşı’na gidiyorum! ” diyerek hamamın kapısından sokağa fırlıyor. Neyzenin çıkamayacağına inanan Hacı, belki dışarıda, soğuklukta gizlenmiştir düşüncesiyle Neyzen in peşinden -kontrol kaygısıyla- çıkıyor. Fakat Neyzen in sokağa çıktığını öğrenince, o da fırlıyor. Neyzen önde Hacı arkada, ikisi de çıplak, sakallar uzamış Şehzadebaşı’na kadar geliyorlar.

Neyzen Tevfik

7 Gönlümün Zâviyesinden şiiri 498 kez okundu0

Gönlümün zâviyesinden dedi bir pîr-i mugan,
Gözünü yum, sağır ol, yut dilini, kes sesini!
Bilenin ağzına önce sıçıyor kahpe felek,
Sonra sille ile patlatıyor ensesini.

Neyzen Tevfik

8 Sanma Ciddiyyet İle Sarf Ederim San’atımı şiiri 366 kez okundu0

Sanma ciddiyyet ile sarf ederim san’atımı,
Ney elimde suyu durmuş kuru musluk gibidir.
Bezm-i meyde süfehânın saza meftûn oluşu,
Nazarımda su içen eşşeğe ıslık gibidir!

Neyzen Tevfik

9 Olur Ya! şiiri 600 kez okundu0

Farz ediniz üç bin sene evvel ben
Geldim gittim dehre, bir insan idim.
Fakat beş bin sene önce yok iken
0 surete bir sîrette kân idim.

Sîretim ki bir esiri ihtizaz,
Ezelidir, yoktan suret olamaz.
Sevda oldum, gezdim dillerde biraz,
Son demlerde pederde mihman idim.

Gönüllerden güzelliğe akardım,
Kimde olsam gamla yakar yıkardım.
Bir güzele bend olamaz, bıkardım,
Bu hikmete, kendim de hayran idim.

Sırr-ı-vahdet çerağını söndürdü,
İlahi bir raşe rahme gönderdi,
Bir neveden bak nelere dönderdı,
O âlemde bile kahraman idim.

Milyonlarla emsalimin içinde
Hak kazandım o ummanın dibinde,
Bin planla bir beyzanın ininde
Muhitime karşı hükümran idim.

Müddet geldi şu âleme fırladım,
Gençlik coştu, bir aşk ile parladım.
Duydum, bildim, yazdım, çizdim, zırladım,
Hindistan’da Buda, Bırahman idîm.

Benden evvel gelenleri düşündüm,
Bir din vardı, önce taptım, öğündüm.
Zan, tereddüt, birçok göklerde döndüm,
Makbulüme ben kendim bürhan idim.

Bürhanırn şu: Ben var mıyım, yok muyum?
Evet, varım, insanım Hintf li soyum
Ve kendimde son bulduğum Vişno’yum?
Bu suretle taptığım Yezdan idim.

Tapılmasam ben tapmazdım burada,
Çünkü sırran farkımız yok arada.
Yerde, gökte, denizlerde, karada,
0 seyyahın teninde ben can idim.

Dinim Buda kalbim buna mutmain,
Dedi mi, o işte sana yeni din.
Bu fikrime bir put diker ve demin
Anlattığım bu dine iman idim.

Put değildir, fikir burda dikilen,
İşte mabed secde, duran, eğilen,
Bu da öldü gitti bunca çekilen
Çilelerde ibadet isyan idim.

İşte sana vahdet ile teslisin
İkisi bir olduğuna berâhin.
Hangi dini karıştırsan bu zemin,
Bu hikmeti anlayana şan idim.

Şimdi sağ mı, ölü mü burda Buda?
Sağ ki işte kendisi yazıyor ya!
Düşünüyor ne söylesem ki daha
O esnada üstünde yorgan idim.

Şu yediği incirdeki çekirdek,
Düşündüğü hayale, fikre felek!
Ben Neyzen m diyen o koca eşek
Ben idim be, hem iyi rahvan idim!

Sahibimi göremezdim binince,
Anlaşırdık yularımı çekince.
Kanat taktı Refref oldum dinince,
Ta Sidre’de onu bırakan idim.

Cebrail’miş Buda’nın diktiği put,
Sen bu fikri burada terk et, unut!
Peygamberler buradan etti hübut,
Bundan ötesine ben sultan idim.

Burasını ben söylerim, yazamam,
Felsefemi kalemimle bozamam.
Görüşürüz yarın akşam, uzamam,
Senin aradığın o canan idim!

Yatıp daldıktan sonra uyku içindeki sayıklama ki yazmadan
hatırımda kal cin parçaları:

Neyzen Tevfik, ne halt ettin yine sen?
İşin gücün hokkabazlıkla düzen.
Seni sevenlere çok selam bizden,
Başucunda duran ben Kur’an idim!

Bana yapış, oku kalb-i selimi,
İbadettir, zikret Rabb-ı Kerim’i.
Ey Azâb-ı Mukaddes’in nedimi,
Elindeki kalemde pinhan idim!

İlmi, fenni, mantığı, felsefesi,
Buralarda yoktur ki çıksın sesi!
Sırtlarında birer tavuk kafesi
Gezdirirken ben yine irfan idim.

Feylesof Rıza’nın yediği herze
Saman olsun Hugo gibi öküze!
Balta lazım beynindeki pürüze,
Şekispir’i uyandıran çan idim.

Başka söz yok, şu yazdığım şeyleri
Bir sanattır desem, cinnet eseri!
Tolostoy da bir hiçliğin pederi,
Ben varlıkla ona tercüman idim.

Hem yerdeyim, hem gökte, hem pusuda,
Yıldızlarda, ateşte, tende, suda,
Temiz bir kalb ile Jan Jak Ruso’da
Pek samimi görünen vicdan idim.

Akacak kan durmaz imiş damarda,
Demek her ne vaki ise hak orda.
Kasap, çoban benim, pençeyim kurda,
Koçta candım, kan idim kurban idim.

Bir lokmada yüz bin şahsiyetim var,
Kenz-i mahfî la-taayyün bu esrar.
Bir nevede nasıl etmiştim karar,
Bilirsin ya katrede umman idim!

Sîretteki ruhum, tenim surette,
Neyzen oldum vatan adlı gurbette.
Bir Azâb-ı Mukaddes’tim niyyette,
Teraneler içinde giryan idim.

Neyzen Tevfik

10 Beyitler şiiri 623 kez okundu0

Atatürk, İnönü’nün ruhuna munzam oldu.
Yed-i İsmet’te kılıç, kahir-i âzam oldu.
*
Rızk için Allah kerim,
Fısk için…….
*
Daldan dala seken gönlüm serçe mi?
Yaktı beni Kel Ali’nin perçemi.
*
Nass-ı millî……….. ’in zartasıdır,
İlm ü fen felsefe bu zartanın ıskartasıdır.
*
Hüvel-Baki dedim çıktım bu hiçistân-ı âlemde,
Göründü çeşmime nur-ı tecelli şekl-i âdemde.55
*
Ulu Tanrım ölü müsün, diri mi?
İsa gibi yoksa üçün biri mi?
*
Senin aşkınla gönlüm sütlimanlık ya Rasûlallah,
Kalın geldi fakire Müslümanlık ya Rasûlallah.
*
Kırk sekiz yıl şu akan gönlüme payan aradım,
Köpüren duygulara sahil-i hicran aradım.
*
Altmışından sonra reftârınla coşturdun beni,
Zerreyim ben, sen güneşlerle konuşturdun beni!
*
Bir buluttum, yıldırım oldum da düştüm pâyine,
Meclis-i cananda çaktım, Toptaşı’nda gürledim!
*
Her ne yap, yap becerip izzet-i nefsinle geçin,
Kimseden bekleme yardım, iki el bir baş için.
*
Âdile fırsat da düşse kinden istibat eder,
Zalim idbâra düşerken dinden istimdat eder.
*
Türkü yine o türkü sazlarda tel değişti,
Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti.

Neyzen Tevfik

11 Türk’e Birinci Öğöt’e Zeyl şiiri 443 kez okundu0

Ey yarân-ı bâ safa! Kemal-i huzu’ ve huşû ile sizlere arz-ı beyan
ederim ki bu Türk’e Birinci Öğüt sahâ-i vatanda hudâ-pesentâne
bir niyet-i safiye ile yazılmıştır: Lâkin tatbikatta bazı
i’ûnâ, mehazîr-i mühlike müşahede olunuyor. Kelimelerin
ınedlûlü olan meâni-i hakikiyye, mâ vuzia lehine yerleştirilemiyor,
bu sebepten naşi şu iki parçayı zeylen ilave ediyorum:
Mesele gayetle yanlış anlaşılmış hey oğul,
Hars-ı milliyyette bil ki bu gacırtı başka yol.
Tahta kırmakla Murâd’m bir zaman bulmaz husul,
Halka karşı çam devirmek… Böyle şey etmem kabul,
Düşme derbend-i haterden varta-i nisyâna Türk!
Bu gacırtıyla çatırtı birbirinden ayrıdır,
Sesteki tonlar bile yekdiğerinden gayrıdır
Sanma oğlum bastığın yol bir Hac’osman bayrıdır,
Belki ol mehparenin Lutf u sana bir hayrıdır,
İş sanıp ekme darı her girdiğin bostana Türk!

Ankara, 1923

Neyzen Tevfik

12 Mutasavvıfâne şiiri 438 kez okundu0

Öz tenim değil mi bu toprak benim,
Tanrı kitabında her yaprak benim,
Gökten indiğime nişan istersen,
Yıldızı karalı al bayrak benim.

Bir gelincik gibi surun üstüne,
Dikilmişim her gururun üstüne,
Türk’ün içindeki nurun üstüne.
Titreyen sevdalı her şafak benim.

Erenler bezminde kanla yıkanmış,
Derya-yı vahdete girmiş çalkanmış,
Güneş ülkesinde ay yıldız kanmış,
Canıma tak dedi iftirak benim.

Bu ayrılık şirki yakışmaz Türk’e,
Öz adam olana yeryüzü ülke,
Süleyman tahtıdır havada gölge,
Muhabbet sahbası iştiyak benim.

Husnüne şeyn verir vuslat şarabı,
Biryan-ı teranenin gamlı rebabı,
Niçinlerin bulunmuyor hesabı,
Devirden devire iltihak benim.

Devrandan devrana akan şuleyim,
Görülmez tutulmaz yakan şuleyim,
Gönülden gönüle çakan şuleyim,
Vuslatın sevdiği her firak benim.

Uçarken havada gaflete daldim,
Fena suretinden bir buse aldım,
Süleyman tahtının altında kaldım,
Cibril’i şaşırtan o Burak benim.

Felek allem, kader kallem eyledi,
Hind’de Buda Tûr’da. Musa eyledi,
Beni bana herkes nasıl söyledi?
Dillerde destanda bu merak benim.

Serseri bir kıdemliyim ocakta,
Kaynamışım nice kapta kaçakta,
Buz kesildim sinirimden sıcakta,
Aşkın güneşinde her mihrak benim.

Neyzen Tevfik