Ve Düzyazı

Haydar Ergülen

14 Ekim 1956 -
  • 508 okuma
  • 3 sene önce
  • Yorum Yok
0 ● 5 0 Oy

– “Düzyazı: 100 Yazı” adlı bir kitabınız var, denemelerinizden oluşan. Şiirin düzyazıyla ilişkisi üzerine epey yazı yazmışsınız. Peki, sizin düzyazıyla ilginiz nedir?

– Ben yazmaya hikâyeyle başladım. Ortaokulda ve lisede çok hikâye yazdım. Bunlar o dönem için avangart türde hikayelerdi. Bir taraftan Orhan Kemal okuyordum, Kemal Tahir okuyordum; ama bir taraftan da Kafka okuyordum, Beckett ya da Alain Robbe Grillet’nin bir kitabı çıkmıştı, Fransa’ daki Yeni Roman akımını anlatan, onu okuyordum.

Hep absürt hikayeler yazıyordum bir taraftan, bir taraftan da Orhan Kemal’vari, toplumu işleyen, gerçekçi hikayeler yazıyordum. On beş-yirmi hikâye yazdım bu şekilde. Bu nedenle, bir düzyazı geleneğim var. Şiire asıl başladığımda üniversite birinci veya ikinci sınıf öğrencisiydim.

Düzyazı yazmamda dergicilikle uğraşmış olmamın da büyük payı var. Üç Çiçek dergisini çıkardık, birkaç sayı sürmüş de olsa. Sonra Şiir Atı’nı çıkardık. O dergiler için editörlük yapıyordum, yazılar yazıyordum.

Düzyazı yazmamın temelinde şu da var: Ben, gerek kendi kuşağımdaki şairleri, gerek bizden sonraki arkadaşları, bizden öncekileri zaten hiç saymıyorum, çok seviyorum. Tuğrul (Tanyol) bana hep, “Sen şairseversin” der. Sevmediğim çok az, bir-iki isim vardır.

İşte bir de bu sevgiyi göstermek için yazılar yazdım. Bir dönem Cumhuriyet Kitap’ta her hafta bir yazım çıkardı neredeyse. Sonra dergilerde filan derken alışkanlık haline geldi, yazmadan duramadım. Bir arkadaşım hakkında yazmışken bir diğeri hakkında yazmamak da olmuyordu.

Ancak asıl düzyazılarım, söz ettiğiniz Düzyazı: 100 Yazı kitabındadır. Ben o yazıları, şimdi aylık çıkan, o zamanlar haftalıktı, Ekspres dergisinde yazmaya başladım. Yoğun olarak reklamcılık yaptığım yıllardı. Bir ara, çok mu bunalmıştım bilmem, kış ortasında bir hafta izin aldım. Eve kapandım ve bir haftada on üç tane yazı yazdım. Nereden geldi, niye yazdım, gerçekten bilmiyorum. Hepsi de uzun yazılar. Ardından Ekspres’i çıkaran arkadaşlarla karşılaştım. Yazılardan söz ettim, “yayımlar mısınız”, dedim. “Bakalım”, dediler. Yayımladılar. Adını Düzyazı: 100 Yazı koymuştum ama, yüz tane yazacağıma dair hiç umudum yoktu. Bir maraton gibi her hafta yazdım. O bittikten sonra da, dediğim gibi bir alışkanlık oldu, gazetelerde yazmaya başladım.

– Bir söyleşinizde “şairlerin görünme biçimlerinden biri olduğu için düzyazıya tercih ettiğini” dile getirmişsiniz. Sizin tercihinizin nedeni de aynı mı?

– Bir konuda başkaları için sebepler bulurken, kendimi dışarda tutmam. Ben de onların içindeyimdir. Kendime şair demem ama, tırnak içinde, şair diyorsam, o zaman ben de dahilimdir. Şunu da söyledim: Düzyazı yazmanın iyi tarafı, şiir yazmayı azaltması. Fazla şiir yazmayı engellemesi. Çünkü fazla şiir yazmak da kötü, tabii kendini yeterli görmüyorsan. Ben de kendimi yeterli görmüyorum.

– Neden kendinizi yeterli düzeye taşımak için çabalamıyorsunuz?

– Bu hayatla ilgili bir tutum. Reklam yazarı olarak da kendimi yetkin görmedim, yetkinleştirmeye de çalışmadım. Biraz beyhûdelik var bende. Hayatta faydasız işler yapmak isteği var. Roman yazsaydım, çok satar mıydı bilmiyorum ama, hiç olmazsa şiirin getirdiğinden daha fazla para kazanabilirdim. Daha fazla satabilirdim. Fakat ben şiir ve deneme gibi umarsız şeylerin peşinden gitmeyi seçtim. İkisi de en az okunan türler, en az satan türler. Hem zaten, şiiri çok iyi yazanlar, çok iyi şairler var, Türk şiirinde veya dünya şiirinde. Onları okumak bana çok iyi geliyor. Ben nihayetinde, onlara saygımı belirtmek için yazıyorum. Onların yanında olmak, onlarla birlikte olmak için yazıyorum.

Sevdiğim şairlerin önemli bir kısmını İkinci Yeniler oluşturur. Benim ustalarım onlardır. Onların çoğunu yakından tanımak şansına eriştim: Ece Ayhan’ı, Cemal Ağabey’i (Süreya) , İlhan Berk’i… Onlarla birlikte şiir yayımlamak hoşuma gidiyor ve bana yetiyor.

Eskiden Galata Köprüsü’nde, üstünde “Şiir Yazarı Şair” yazan çantasıyla şiir satan biri vardı. Köprü altında bira içerken ondan 2.5 liraya, 5 liraya şiirler alırdık. Çok hoşuma giderdi o. Ben de kendimi öyle görüyorum, şiir yazarı olarak. Şair olmak başka bir şey.

Şair benim için ‘veli’ dir. Epey yüksek bir mertebededir ve çok az şair vardır. Biraz daha yaş aldıkça, yazdıklarımla başkalarının yazdıklarını kıyasladıkça, onlar şairse bana şair demek haksızlık olur diye düşünüyorum. Gençliğimde de böyle düşünürdüm gerçi. Belki bir-iki söyleşide farklı yönde konuşmuş olabilirim. Ama genel olarak söylediklerime ve yazdıklarıma bakıldığında, böyle düşündüğüm görülür. Böyle inanıyorum, böyle yaşıyorum çünkü.

Haydar Ergülen

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir